Nis 11 2008

onsuz

Yazıyı gönderen darkblue Saat: 09:37 Eklenen bölüm: Hikaye

Bazı sabahlar çok zor oluyor savaş vererek, zar zor daldığım uykudan uyanmak. Anılarla girdiğim savaştan bir baş ağrısı kalıyor sabahlara, savaş ganimeti olarak. İşte böyle sabahlarda aklıma kaçıp gitmek geliyor, heyecanlanıyorum. Hiç geri dönmemek üzere binsem bir trene, girsem bir kompartımandan içeri, otursam cam kenarına… Öyle dışarıyı seyrede seyrede uykuya dalsam, uyandığım yerde de insem diye düşünüyorum. Benim için hiçbir önemi olmayan, hiç bilmediğim bir istasyonda. Bazen uyguladığım da oluyor bu fikrimi ama ne oluyor nasıl oluyorsa geri dönüyorum. Ne geri getiriyor, ne bağlıyor beni bu şehre hiç anlamıyorum. Birkaç mezardan başka neyim var ki bu şehirde? Emeklilikten sonra işim gücüm de kalmadı zaten.

Yine baş ağrısıyla uyandığım bir sabah aynı fikirle çıktım evden. Önceleri hızlı hızlı yürüyerek sonraları koşarak gittim istasyona ve bindim trene, hemen cam kenarındaki yerimi aldım. Öyle bir uykuya dalmışım ki indiğim istasyonu bile fark etmeyip kendimi sahilde yürürken buldum. Bulunduğum yeri inceleye inceleye yürümeye devam ettim. Balıkçı kasabasıydı burası, hemen anladım. Ne de olsa gençliğim böyle bir kasabada geçmişti. Bir pansiyon bulup eşyalarımı bıraktım. Keskin balık kokusu kaldığım odaya kadar geliyordu. Balkona çıkıp dışarı baktım, denize, martılara ve ufka. Akşam yemeğine bir şeyler almak için dışarı attım kendimi. Bir küçük rakı yanına biraz balık ardına biraz helva iyi giderdi bu balkonda.

Böyle sahil kasabalarının havası dizlerime pek iyi gelmiyordu ama yine de baş ağrıma yeğ tutardım diz ağrımı. En küçük sokağına varıncaya kadar dolaştım kasabanın her yanını. Ancak istasyonu göremiyordum. Herhalde dedim istasyondan buraya bir vasıtayla geldim. Kasabanın ilk gördüğüm yerine, sahiline vardığım zaman diz ağrım iyice şiddetlenmişti. Geride kalan elli yılın yorgun adımlarıyla yürürken ileride bankta oturan bir genç gördüm, sevindim. Hem oturacak bir yer bulmuştum hem de istasyonu soracak birini. Hemen oturdum yanına ancak muhabbete girmem oturmam kadar hızlı olmadı. Bugüne kadar işim gereği tanımadığım binlerce kişiyle konuşmuş olmama rağmen hala üzerimden atamadığım bir çekingenlik vardır. Bir sigara yakmak iyi bir fikir gibi geldi. Sigara içme fikrini değerlendiriyordum çünkü günde beş tane içmeye karar vermiştim. Hakkımı kullanırken iyi düşünmem gerekirdi. Ağır ağır sigaramı tüketirken genci incelemeye başladım. Yirmili yaşlardaydı, tıpkı baş ağrılarımın başladığında benim de olduğum gibi. Ama aslında yaşından, şeklinden, kıyafetlerinden çok yaptığı iş ilgimi çekti. Elinde bir simit martıları besliyordu. Bu çok normaldi ancak kendi simitten hiç yemiyor sadece martılara atıyordu. Sigaram bitmişti ve artık konuşmaya girmenin vakti gelmişti.

Hem muhabbete başlamak hem de merakımı gidermek için “simidi niye sadece onlara atıyorsun, çok mu seviyorsun onları?” diye sordum. Hiç başını çevirmeden ve yaptığı işe ara vermeden kısık bir sesle “pek ondan değil” dedi. Bu cevap bende iyice merak uyandırmıştı ve “peki ya o zaman?” diye üsteledim. Simit atmayı kesti, başını bana doğru çevirdi. Bir süre öylece baktı. Bir an sonra konuşmaya başladı. “Bir zamanlar birisi vardı, onunla hemen hemen her gün bu banka gelir simit yerdik. O gittikten sonra bir süre bu bankın önünden geçemez, simit yiyemez oldum. Sonra bir gün kendimi bu bankta martılara simit atarken buldum. Ertesi gün yine, daha ertesi gün yine…” dediğinde gözleri dolu doluydu. Her ayrılık beni hüzünlendirirdi ve bu da sigara içmek için iyi bir sebepti. Hemen bir sigara yaktım ve ekledim “ neden yemiyorsun da martılara atıyorsun?” diye. Bir sigara istedi, uzattım. “O kadar çok özlüyorum ki onu her susam tanesi aklıma onsuzluğu getiriyor. Bende bu yüzden simidi martılara atıyorum, susamları yiyip onsuzluğu benden çok uzaklara uçurmaları için.” dediğinde yaşlar artık gözünden aşağı süzülüyordu. Yüzümde acı bir tebessüm oluştu. Gencin yüzüne bakamıyordum artık, başımı öne eğdim. Elimde yarım bir simit gördüm, şaşkınlıkla hemen gence doğru baktım ama kimse yoktu. Sonra üzerimdeki kıyafetleri fark ettim, o gencin kıyafetleriydi. Bir an için dondum kaldım ve elimdeki simidi martılara attım. Susamları yiyip onsuzluğu benden çok uzaklara uçurmaları için. Simit bitince ayağa kalktım, yaşadığım yirmi yılın en güzel şeyini düşünerek, arkamdan gelen onsuzluğa aldırmadan yürümeye devam ettim.

2 Yorum var

2 Responses to “onsuz”

  1. Ender Büyüközkaraon 11 Ağu 2009 at 04:40

    Özlemek güzeldir. Özlediğini dile getirebilmek ise daha da güzeldir.
    Özlemine sağlık…

  2. ilkeron 21 Ağu 2009 at 00:34

    “Anılarla girdiğim savaştan bir baş ağrısı kalıyor sabahlara, savaş ganimeti olarak”
    özlemek güzeldir kesinlikle ama insanın hayatına özlenecek birilerinin girmiş olması daha da güzeldir kanımca….

Trackback URI | Comments RSS

Leave a Reply