Nis 11 2008

koku

Yazıyı gönderen darkblue Saat: 17:20 Eklenen bölüm: Hikaye

Onu fark etmemi sağlayan şey kokusuydu. Sadece kokusu. Dalgın bir şekilde sahilde yürüdüğüm bir sabah, deniz kokusuna karışan kokusu. Başım önde yürürken, burnuma geldiğinde irkilmemi sağlayan kokusu. O her zaman duymaya alışık olduğum deniz kokusuna farklılık katan kokusu. Kafamı kaldırdığımda görememe rağmen, her yerde onu fark edebileceğimi hissettiren kokusu. Öyle parfüm gibi yapay olmayan, sabah uyandığınızda ömür boyu ilk olarak duymak isteyeceğiniz türden, başka kimsede olamayacak, ona has kokusu. Düşüncesinin bile insanı kendinden geçirdiği, kelimelerin anlatmak için yetersiz kaldığı kokusu.

Evet, işte böyle bir koku beni saplantılı biri haline getirdi. O sabah yürüdüğüm yoldan kim bilir kaç kere yürümeme neden oldu, sırf o kokuyu yeniden duyabilmek için. O yolun devamını, birleştiği yolları, bu yolların üzerindeki evleri, bu evlerden hangi kokuların yayıldığını hafızama kazımama neden oldu. İlk günler çılgıncasına günde birkaç defa bu yolları arşınlıyordum. Sonraları ise en az günde bir defa. Bu azalış umudumun azalmasıyla alakalı değildi, sadece etrafımdakilerin, hayat şartlarının baskısıydı.

Bu saplantım yüzünden kendimi bayağı dağıttım ilk günlerde. İşe, paraya falan kulak astığım yoktu ama bazı sorumluluklarım kendime gelmeme neden oldu. Bu yüzden artık sadece işe giderken o yolu ve uzantılarını kolaçan ediyor, o kokuyu arıyordum. Diğer insanların beni normal görmemesine rağmen kendimi normal gösterecek geçerli bir nedenim vardı. Kaybetmeme rağmen hala çok seviyordum. Duyduğum kokuyu anlatırken bir şey eksik kaldı, bu koku onun kokusuydu.

Daha birkaç sene önce, kendim bindirmiştim onu, o gemiye. Hiç gitmek istemeyen gözlerine bakarak “birkaç gün sonra ben de ordayım” demiştim. Kavuşacağımı bildikten sonra ayrılıklara alışkındım, ama böylesine değil. Ellerine son kez dokunduğum iskeleden ayrılan gemi, bir daha yanaşamamıştı bir başka iskeleye. Pişmanlık, ayrılık, korku, yokluk, vicdan azabı, şüphe, yalnızlık ve diğerleri… Bütün bu duygular üzerime çöktü. Her gece yatağıma yattığımda odanın karanlığı içimdeydi artık. Uykunun ne olduğunu unutmuştum, sadece ayrıldığımız günü hatırlıyor, hafiften bir uykuya dalıyor gibi oluyor sonra onu aradığım suların karanlığını ve bir o kadar da soğukluğunu hatırlayarak sıçrıyordum yattığım yerden. O karanlık sulara dalarak bütün arama kurtarma çalışmalarına ben de katılmıştım. Karış karış taramıştım her yanı, elimde olsa dünyadaki bütün denizleri tarayacaktım. Bulamadım. Hani birini kaybettiğinizde, sanki kapı çaldığında o gelmiş gibi hissedersiniz, alışamazsınız ölümüne de her an bir yerden çıkacağını sanırsınız ya, işte ben de öyle senelerce bekledim onun geri gelmesini. Normal insanların birkaç ayda üstünden attığı bu duyguyu benim senelerce, kendimle beraber yaşatmamın sebebi belki de onu bulamamamdı. Ve tabiî ki o kokuyu da böyle saplantı haline getirecek şekilde aramamım sebebi de onu bulamamamdı. Aradığım koku onun kokusuydu ve bu sefer kaybetmek istemiyordum.

Kazadan bir sene sonra o geminin gömülü olduğu denizin kıyısına yerleşmiştim. Her sabah onu düşünerek denizin kıyısında dolaşıyordum. Onu hissedebilmek için. İşte o kokuyu bu günlerden birinde duydum. Kimilerine göre, belki bu kadar yoğun düşünmem sonucunda deniz bana hediye olarak vermişti onun kokusunu, kendi kokusuyla birlikte. Bana kalırsa denizle falan ilgisi yoktu. O, aramızdaki şifreyle bana işaret vermişti ve onu bulmamı istiyordu.

2 Yorum var

2 Responses to “koku”

  1. kağanon 15 Nis 2008 at 02:47

    ‘Acı’ nın anlamını ilk o zmaan fark etmiştim, nasıl bir duygu olduğunu ilk defa o zaman anlamıştım… O koku halen acı çektiriyor bana; halen oyun oynuyor benle…

  2. ilkeron 21 Ağu 2009 at 00:25

    “Öyle parfüm gibi yapay olmayan, sabah uyandığınızda ömür boyu ilk olarak duymak isteyeceğiniz türden, başka kimsede olamayacak, ona has kokusu.”

    işte bir kilit cümle daha. durmak yok!!! umarım hep böyle yazarsın…

Trackback URI | Comments RSS

Leave a Reply