<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Can Pirasoğlu</title>
	<atom:link href="http://can.pirasoglu.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://can.pirasoglu.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 01 Aug 2009 23:08:47 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>ev</title>
		<link>http://can.pirasoglu.com/ev.html</link>
		<comments>http://can.pirasoglu.com/ev.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 01 Aug 2009 20:28:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>darkblue</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://can.pirasoglu.com/?p=42</guid>
		<description><![CDATA[Anahtarı &#231;evirip i&#231;eri girince her şeyi aynı şekilde bulacağımı hissediyordum. Daha doğrusu umuyordum fazla da inanmadan. Kapıyı a&#231;ınca &#231;ok ge&#231;meden ger&#231;ekle y&#252;zleştim. Artık karşımda duran hatırımda kalan ev değil onun kırıntısıydı adeta. Dedikleri gibi evi &#231;oktan boşaltmışlar, bana da sadece giden eşyaların duvardaki izleri kalmıştı geriye. Oysa iki g&#252;n &#246;nce s&#246;ylemişlerdi evi boşaltacaklarını, benim de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img width="299" height="222" align="left" src="http://can.pirasoglu.com/wp-content/uploads/image/evboş(4).jpg" style="padding: 5px; margin-right: 5px;" alt="" />Anahtarı &ccedil;evirip i&ccedil;eri girince her şeyi aynı şekilde bulacağımı hissediyordum. Daha doğrusu umuyordum fazla da inanmadan. Kapıyı a&ccedil;ınca &ccedil;ok ge&ccedil;meden ger&ccedil;ekle y&uuml;zleştim. Artık karşımda duran hatırımda kalan ev değil onun kırıntısıydı adeta. Dedikleri gibi evi &ccedil;oktan boşaltmışlar, bana da sadece giden eşyaların duvardaki izleri kalmıştı geriye. Oysa iki g&uuml;n &ouml;nce s&ouml;ylemişlerdi evi boşaltacaklarını, benim de gelip kendi eşyalarımı almamı. Demek bu kadar kolaydı otuz senedir yaşanan bir evi bu kadar &ccedil;abuk boşaltmak. Su&ccedil;lamamak lazım aslında onları. Beş sene &ouml;nce benim de gidişim bir bu kadar kolay olmuştu.</p>
<p>Elimi boş duvarlara s&uuml;rerek ağır ağır y&uuml;r&uuml;d&uuml;m. O kadar garip geliyordu ki bu evi b&ouml;yle boş g&ouml;rmek. Duvardaki saatin izine dokundum, artık zaman yoktu bu evde. Mutfak kapısından eğilip baktım, annemin hamurlu ellerini, hoş geldin diyen bakışlarını g&ouml;rd&uuml;m, fırındaki b&ouml;reğin kokusunu duydum. Salona ge&ccedil;ince babamı her zamanki k&ouml;şesinde kestirirken g&ouml;rd&uuml;m. G&ouml;rmek istedim, aslında ne kadar da boştu bu ev, ne insanlar ne eşyalar kalmıştı geriye. Yıllarımı ge&ccedil;irdiğim bu evde her şey sanki oradaymış gibi hatırımdaydı, sadece hatırımda. Salondan balkona ge&ccedil;tim. Uzaktayken bu balkonda kahve i&ccedil;meyi ne &ccedil;ok &ouml;zledim. G&uuml;n&uuml;n ilk kahvesini, acı ama ayıltıcı. Ger&ccedil;i neleri &ouml;zlemedim ki uzaktayken. Kendimi &ouml;zledim en &ccedil;ok. Şehrimdeki kendimi, sevdiklerimin, sevdiğimin yanındaki kendimi. Bulamayacağımdan d&ouml;nmedim geriye ama bir g&uuml;n d&ouml;nd&uuml;ğ&uuml;mde bulmaya bu kadar uzak olacağımı hi&ccedil; tahmin etmedim.</p>
<p>&Uuml;rkek adımlarla yaklaştım odama, yaklaştık&ccedil;a i&ccedil;imdeki tedirginlik arttı. Korktum yine boş duvarlarla karşılaşmaktan. Ne kadar ağırdan da alsam a&ccedil;acaktım bu kapıyı eninde sonunda ve bu eve gelmeye karar verdiğimdeki gibi boyun eğerek kaderime a&ccedil;tım kapıyı. Kapıyı a&ccedil;madan &ouml;nceki korku kadar kuvvetliydi yaşadığım şaşkınlık. Bu evde eksik olan her şey bu odadaydı sanki. Her şey yerli yerinde, eşyalar, kitaplar. Sanırsın beş sene &ouml;nce değil de sabah &ccedil;ıkmışım odadan. </p>
<p>Yalnızca biraz ses lazım odaya, bu eve. Bıraktığım yerinden alıp radyoyu a&ccedil;tım umursamadan ne &ccedil;aldığını. Ağır havayı soludum tebess&uuml;mle. Usulca camın &ouml;n&uuml;ndeki koltuğa oturdum. Odanın her bir santimini g&ouml;zden ge&ccedil;irdim, beş senenin yarattığı bir fark aradım, bulamadım. Tutunamayanlar&rsquo;ı aldım bıraktığım yerinden. İ&ccedil;inden o fotoğraf d&uuml;şt&uuml;. Hani ilk &ccedil;ektirdiğimiz, sen beni hen&uuml;z değiştirmeden. Arkasına seni kızdıran, y&uuml;klenme kendine bu kadar dedirten umutsuz bir not d&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;m fotoğraf. Bir sigara yaktım usulca ve aynı s&uuml;k&ucirc;netle fotoğrafı yerden alıp baktım. Fotoğrafına bakarken fotoğraf oldum, dondum kaldım. Radyoda &ccedil;alan şarkı dondu, g&ouml;z&uuml;mdeki yaş dondu, elimdeki sigaram dondu, t&uuml;tmedi daha fazla, olan dumanı da havada asılı kaldı. Fotoğrafına bakarken fotoğraf oldum, yaşamadım daha fazla. Yaşamadık.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://can.pirasoglu.com/ev.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>sabah</title>
		<link>http://can.pirasoglu.com/sabah.html</link>
		<comments>http://can.pirasoglu.com/sabah.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 May 2008 22:44:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>darkblue</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://can.pirasoglu.com/?p=15</guid>
		<description><![CDATA[ Daha hava ağarmamıştı uyandığımda. Ne zamandır Galata&#8217;ya gitmediğim geldi aklıma, uyanır uyanmaz. &#8220;Daha &#231;ok erken oraya gitmek i&#231;in&#8221; dedim kendi kendime. Biraz hava kararmaya y&#252;z tutacak, serinlemeye başlayacak ki anca keyfi &#231;ıksın Galata&#8217;nın, balığın, mezenin, asıl rakının.
&#199;ıktım hemen yataktan. Nasıl olsa bir daha uyku tutmaz, aklıma girmiş bir kere Galata. Alışkanlıkla hemen bir sigara [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><img width="236" height="158" align="left" alt="" style="margin-right: 10px;" src="http://can.pirasoglu.com/wp-content/uploads/2008/05/galata1twi_b1.jpg" /> Daha hava ağarmamıştı uyandığımda. Ne zamandır Galata&rsquo;ya gitmediğim geldi aklıma, uyanır uyanmaz. &ldquo;Daha &ccedil;ok erken oraya gitmek i&ccedil;in&rdquo; dedim kendi kendime. Biraz hava kararmaya y&uuml;z tutacak, serinlemeye başlayacak ki anca keyfi &ccedil;ıksın Galata&rsquo;nın, balığın, mezenin, asıl rakının.</p>
<p class="MsoNormal">&Ccedil;ıktım hemen yataktan. Nasıl olsa bir daha uyku tutmaz, aklıma girmiş bir kere Galata. Alışkanlıkla hemen bir sigara yaktım. Sonra aklıma sana verdiğim s&ouml;z geldi, kızdım kendi kendime. Bıraktıramamıştın bana sigarayı ya ama yine de kahvaltıdan &ouml;nce i&ccedil;memem i&ccedil;in s&ouml;z almıştın. Bana kalsa i&ccedil;tikten sonra hepsi bir ama kıramadım seni, &uuml;z&uuml;lme istedim. Yaktığım sigara k&uuml;l tablasında beklerken bir &ccedil;ırpıda gittim biraz ekmek yiyip su i&ccedil;ip yetiştim s&ouml;nmeden. Sigaramın sonunu t&uuml;ketirken aklıma geldi &ldquo;niye balık tutmaya gitmiyorum Galata&rsquo;ya&rdquo; diye. Akşama kadar oyalanır sonra rakının, mezelerin başına oturduğumda, iyi hissedersem kendimi mektup bile yazarım sana oradan diye d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;m. Rakıyı, balıkları, sevdiğimiz şarkıyı &ccedil;alan kemancıyı, anılarımızı, Galata&rsquo;da sarhoş olan beni, i&ccedil;indeki &ouml;zlemi arttıracak ne varsa yazarım. Oltayı aramaya giriştiğimde aklıma geldi tuttuğum balıkları ne yapacağım ama sonra bug&uuml;ne kadar ka&ccedil; tane balık tuttuğum gelince aklıma hemen g&uuml;l&uuml;p ge&ccedil;tim.</p>
<p class="MsoNormal">T&uuml;m hazırlıklarımı tamamlayıp hızla &ccedil;ıktığımda evden hava hala ağarmamıştı. Y&uuml;z&uuml;m&uuml; acıtan sabah ayazına s&ouml;verek y&uuml;r&uuml;meye başladım Galata&rsquo;ya doğru&hellip;</p>
<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://can.pirasoglu.com/sabah.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>silüet</title>
		<link>http://can.pirasoglu.com/siluet.html</link>
		<comments>http://can.pirasoglu.com/siluet.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Apr 2008 18:18:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>darkblue</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://can.pirasoglu.com/?p=11</guid>
		<description><![CDATA[Daha hava aydınlıkken oturduğum masadan demimi alarak kalktım. Bir iki yalpaladım ayağa kalkınca ama dik durabiliyordum hala, tam kıvamındaydım. Elimi sandalyenin arkasına attım ceketimi yerinde bulamadım, g&#246;z&#252;m&#252; araladım ger&#231;ekten yoktu. Sağıma soluma bakınırken ceketi garson &#231;ocuğun elinde fark ettim, giymem i&#231;in tutuyordu. G&#246;ren de nezaket sanırdı. Oysa adım gibi biliyordum &#8220;yıkılmadan giysin ceketini de &#231;ıksın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><img align="left" src="http://can.pirasoglu.com/wp-content/uploads/2008/04/hg091.jpg" style="margin-right: 10px;" alt="" />Daha hava aydınlıkken oturduğum masadan demimi alarak kalktım. Bir iki yalpaladım ayağa kalkınca ama dik durabiliyordum hala, tam kıvamındaydım. Elimi sandalyenin arkasına attım ceketimi yerinde bulamadım, g&ouml;z&uuml;m&uuml; araladım ger&ccedil;ekten yoktu. Sağıma soluma bakınırken ceketi garson &ccedil;ocuğun elinde fark ettim, giymem i&ccedil;in tutuyordu. G&ouml;ren de nezaket sanırdı. Oysa adım gibi biliyordum &ldquo;yıkılmadan giysin ceketini de &ccedil;ıksın gitsin, daha uğraşmayım bununla&rdquo; diye d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;n&uuml;.</p>
<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p>Ağır ağır y&uuml;r&uuml;yerek tuttum evin yolunu. Eskisi gibi hızlı y&uuml;r&uuml;yemiyordum. Zaten hem bunu gerektirecek bir şey, bir acelem yoktu hem de tıkanıyordum artık. Daha evin sokağına gelmeden g&uuml;&ccedil;ten d&uuml;şm&uuml;ş, sokağın k&ouml;şesinde biraz oturur soluklanırım diye kafama koymuştum. Sokağın başına gelince &ouml;nce bir sil&uuml;et g&ouml;rd&uuml;m yaklaştık&ccedil;a sen olduğunu anladım.</p>
<p class="MsoNormal">Sarılmayı, i&ccedil;imdeki seni ger&ccedil;ek senle kucaklaştırmayı &ccedil;ok istedim ya sen pek bir soğuk duruyordun. Hafızama kazırcasına, iki resmi karşılaştırırcasına inceledim y&uuml;z&uuml;n&uuml;. &ldquo;Değişmemişsin&rdquo; dedim, sen hi&ccedil; tepki vermedin. &ldquo;Oturalım o halde&rdquo; dedim, yine hi&ccedil; ses etmedin. Ne desem ne yapsam karşı koymuyordun. Cesaretlendim bende ama bir t&uuml;rl&uuml; kafamı toparlayamıyordum. Hi&ccedil; beklemediğim anda karşıma &ccedil;ıkmanın, bu kadar yakınında olmanın şaşkınlığını atamıyordum &uuml;zerimden. Sonra alkol&uuml;n etkisi de vardı. Ben, sen yoksun diye o kadar i&ccedil;tikten sonra kendimi sokağa attığımda bir bakıyordum karşımdaydın.</p>
<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p>&ldquo;Ama bir yerden bir an &ouml;nce başlamalıyım. Her an her şey bozulabilir, aniden kalkıp gidebilirsin gibi geliyor. O zaman nasıl engel olurum, nasıl dur derim sana? Dur desem dinler misin beni? Sanmam. Bilirim ki dinlemezsin &ouml;ncekiler gibi. O y&uuml;zden kafamı hemen toparlamalıyım cesaretim de yerindeyken. Nerden &ccedil;ıktı şimdi bu kedi? Tam da sırasıydı. Yok, tanıdım bunu, ge&ccedil;en akşam sarhoş kafa beslediğim kedi bu. Sırnaşıyor,<span style="">&nbsp; </span>aklı sıra yemek bulacak. Bak bir de geldi ortamıza oturdu. Sen ona iyilik yap o da gelsin muhabbetin i&ccedil;ine&hellip; Ger&ccedil;i muhabbet de başlamadı hala. Bir an &ouml;nce kafamı toplamam lazımken ben oturmuş kediyi d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum burada.&rdquo; Bunları ge&ccedil;irirken kafamdan, a&ccedil;ık pencerelerden birinden bir m&uuml;zik gelmeye başladı kulağıma. &ldquo;Evet, tanıdım, o şarkı. Senin de tanıman lazım. Yok, yine tepkisizce bakıyorsun &ouml;n&uuml;ne, tanımadın. Belki biraz hatırlatsam&hellip;&rdquo;<span style="">&nbsp; </span>D&uuml;ş&uuml;nmeyi bırakıp, kelimeleri serbest bırakmanın tam sırasıydı. &ldquo;Hatırladın mı şarkıyı? Ne kadar &ccedil;ok dinlerdik ardı ardına?&rdquo; diye başladım s&ouml;ze ama yine en ufak bir tepki g&ouml;remedim sende. Ger&ccedil;i korktuğum kadar yoktu ve bir kere başlamıştım s&ouml;ze.</p>
<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p>&ldquo;D&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum, aklıma geliyorsun, aklıma geldik&ccedil;e i&ccedil;iyorum, i&ccedil;tik&ccedil;e kızıyorum. Sonra sakinleşip tekrar başlıyorum d&uuml;ş&uuml;nmeye yine aklıma geliyorsun&hellip; Bir harita &ccedil;izdim kafamda merkezinde sen olan. Diğerleri senin etrafında&hellip; Yaklaşıyorlar, uzaklaşıyorlar, s&uuml;rekli hareket halindeler. Sonra iki bulut gibi &ccedil;arpışıyorlar, yağmur olup akıyorlar g&ouml;zlerimden. İnsanlar g&ouml;r&uuml;yor ve soruyor g&ouml;zyaşlarımı. Anlatmak istemiyorum. Denesem, iyice anlatırım. Ama biliyorum, insanlar ya benim yaptığımı hata olarak g&ouml;r&uuml;rler ya da senin gidişini mantıksız bulurlar. Korkuyorum anlatamamaktan değil, anlaşılmamaktan. Diğerleri&hellip;&rdquo;<span style="">&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></p>
<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p>Bir yandan konuşmaya devam ederken sana baktım ihtiyatsızca. Yine o tepkisiz y&uuml;z&uuml;nle karşılaştım. Oysa benim korktuğum, s&ouml;ze başladığımda kalkıp gitmendi. Tam korkumdan kurtuldum sanırken hi&ccedil; beklemediğim olmuş sen bile beni anlamamıştın. Ortamızda oturan kedinin bile bir tepkisi vardı, daha bir anlamış bakıyordu.</p>
<p class="MsoNormal"><o:p>&nbsp;</o:p>Kalktım ağır ağır y&uuml;r&uuml;meye başladım eve doğru. Son bir kez daha y&uuml;z&uuml;n&uuml; g&ouml;rmek i&ccedil;in geriye baktığımda, sen ters y&ouml;nde hızlı hızlı y&uuml;r&uuml;yordun, koşarcasına. Ve eve doğru ağır ağır y&uuml;r&uuml;rken d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;m niye anlatamadığımı, niye anlayamadığını. Ta ki ilerdeki duvarın yanında bir sil&uuml;et g&ouml;rene kadar&hellip;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://can.pirasoglu.com/siluet.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>koku</title>
		<link>http://can.pirasoglu.com/koku.html</link>
		<comments>http://can.pirasoglu.com/koku.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Apr 2008 17:20:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>darkblue</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://can.pirasoglu.com/?p=9</guid>
		<description><![CDATA[Onu fark etmemi sağlayan şey kokusuydu. Sadece kokusu. Dalgın bir şekilde sahilde y&#252;r&#252;d&#252;ğ&#252;m bir sabah, deniz kokusuna karışan kokusu. Başım &#246;nde y&#252;r&#252;rken, burnuma geldiğinde irkilmemi sağlayan kokusu. O her zaman duymaya alışık olduğum deniz kokusuna farklılık katan kokusu. Kafamı kaldırdığımda g&#246;rememe rağmen, her yerde onu fark edebileceğimi hissettiren kokusu. &#214;yle parf&#252;m gibi yapay olmayan, sabah [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><img width="299" height="217" align="left" src="http://can.pirasoglu.com/wp-content/uploads/2008/04/tk141.jpg" style="margin-right: 10px;" alt="" />Onu fark etmemi sağlayan şey kokusuydu. Sadece kokusu. Dalgın bir şekilde sahilde y&uuml;r&uuml;d&uuml;ğ&uuml;m bir sabah, deniz kokusuna karışan kokusu. Başım &ouml;nde y&uuml;r&uuml;rken, burnuma geldiğinde irkilmemi sağlayan kokusu. O her zaman duymaya alışık olduğum deniz kokusuna farklılık katan kokusu. Kafamı kaldırdığımda g&ouml;rememe rağmen, her yerde onu fark edebileceğimi hissettiren kokusu. &Ouml;yle parf&uuml;m gibi yapay olmayan, sabah uyandığınızda &ouml;m&uuml;r boyu ilk olarak duymak isteyeceğiniz t&uuml;rden, başka kimsede olamayacak, ona has kokusu. D&uuml;ş&uuml;ncesinin bile insanı kendinden ge&ccedil;irdiği, kelimelerin anlatmak i&ccedil;in yetersiz kaldığı kokusu.</p>
<p class="MsoNormal">Evet, işte b&ouml;yle bir koku beni saplantılı biri haline getirdi. O sabah y&uuml;r&uuml;d&uuml;ğ&uuml;m yoldan kim bilir ka&ccedil; kere y&uuml;r&uuml;meme neden oldu, sırf o kokuyu yeniden duyabilmek i&ccedil;in. O yolun devamını, birleştiği yolları, bu yolların &uuml;zerindeki evleri, bu evlerden hangi kokuların yayıldığını hafızama kazımama neden oldu. İlk g&uuml;nler &ccedil;ılgıncasına g&uuml;nde birka&ccedil; defa bu yolları arşınlıyordum. Sonraları ise en az g&uuml;nde bir defa. Bu azalış umudumun azalmasıyla alakalı değildi, sadece etrafımdakilerin, hayat şartlarının baskısıydı.</p>
<p class="MsoNormal">Bu saplantım y&uuml;z&uuml;nden kendimi bayağı dağıttım ilk g&uuml;nlerde. İşe, paraya falan kulak astığım yoktu ama bazı sorumluluklarım kendime gelmeme neden oldu. Bu y&uuml;zden artık sadece işe giderken o yolu ve uzantılarını kola&ccedil;an ediyor, o kokuyu arıyordum. Diğer insanların beni normal g&ouml;rmemesine rağmen kendimi normal g&ouml;sterecek ge&ccedil;erli bir nedenim vardı. Kaybetmeme rağmen hala &ccedil;ok seviyordum. Duyduğum kokuyu anlatırken bir şey eksik kaldı, bu koku onun kokusuydu.</p>
<p class="MsoNormal">Daha birka&ccedil; sene &ouml;nce, kendim bindirmiştim onu, o gemiye. Hi&ccedil; gitmek istemeyen g&ouml;zlerine bakarak &ldquo;birka&ccedil; g&uuml;n sonra ben de ordayım&rdquo; demiştim. Kavuşacağımı bildikten sonra ayrılıklara alışkındım, ama b&ouml;ylesine değil. Ellerine son kez dokunduğum iskeleden ayrılan gemi, bir daha yanaşamamıştı bir başka iskeleye. Pişmanlık, ayrılık, korku, yokluk, vicdan azabı, ş&uuml;phe, yalnızlık ve diğerleri&hellip; B&uuml;t&uuml;n bu duygular &uuml;zerime &ccedil;&ouml;kt&uuml;. Her gece yatağıma yattığımda odanın karanlığı i&ccedil;imdeydi artık. Uykunun ne olduğunu unutmuştum, sadece ayrıldığımız g&uuml;n&uuml; hatırlıyor, hafiften bir uykuya dalıyor gibi oluyor sonra onu aradığım suların karanlığını ve bir o kadar da soğukluğunu hatırlayarak sı&ccedil;rıyordum yattığım yerden. O karanlık sulara dalarak b&uuml;t&uuml;n arama kurtarma &ccedil;alışmalarına ben de katılmıştım. Karış karış taramıştım her yanı, elimde olsa d&uuml;nyadaki b&uuml;t&uuml;n denizleri tarayacaktım. Bulamadım. Hani birini kaybettiğinizde, sanki kapı &ccedil;aldığında o gelmiş gibi hissedersiniz, alışamazsınız &ouml;l&uuml;m&uuml;ne de her an bir yerden &ccedil;ıkacağını sanırsınız ya, işte ben de &ouml;yle senelerce bekledim onun geri gelmesini. Normal insanların birka&ccedil; ayda &uuml;st&uuml;nden attığı bu duyguyu benim senelerce, kendimle beraber yaşatmamın sebebi belki de onu bulamamamdı. Ve tabi&icirc; ki o kokuyu da b&ouml;yle saplantı haline getirecek şekilde aramamım sebebi de onu bulamamamdı. Aradığım koku onun kokusuydu ve bu sefer kaybetmek istemiyordum.</p>
<p class="MsoNormal">Kazadan bir sene sonra o geminin g&ouml;m&uuml;l&uuml; olduğu denizin kıyısına yerleşmiştim. Her sabah onu d&uuml;ş&uuml;nerek denizin kıyısında dolaşıyordum. Onu hissedebilmek i&ccedil;in. İşte o kokuyu bu g&uuml;nlerden birinde duydum. Kimilerine g&ouml;re, belki bu kadar yoğun d&uuml;ş&uuml;nmem sonucunda deniz bana hediye olarak vermişti onun kokusunu, kendi kokusuyla birlikte. Bana kalırsa denizle falan ilgisi yoktu. O, aramızdaki şifreyle bana işaret vermişti ve onu bulmamı istiyordu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://can.pirasoglu.com/koku.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>onsuz</title>
		<link>http://can.pirasoglu.com/onsuz.html</link>
		<comments>http://can.pirasoglu.com/onsuz.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Apr 2008 09:37:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>darkblue</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://can.pirasoglu.com/?p=3</guid>
		<description><![CDATA[Bazı sabahlar &#231;ok zor oluyor savaş vererek, zar zor daldığım uykudan uyanmak. Anılarla girdiğim savaştan bir baş ağrısı kalıyor sabahlara, savaş ganimeti olarak. İşte b&#246;yle sabahlarda aklıma ka&#231;ıp gitmek geliyor, heyecanlanıyorum. Hi&#231; geri d&#246;nmemek &#252;zere binsem bir trene, girsem bir kompartımandan i&#231;eri, otursam cam kenarına&#8230; &#214;yle dışarıyı seyrede seyrede uykuya dalsam, uyandığım yerde de insem [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img width="299" height="196" align="left" style="margin-right: 10px;" src="http://can.pirasoglu.com/wp-content/uploads/2008/04/va191.jpg" alt="" />Bazı sabahlar &ccedil;ok zor oluyor savaş vererek, zar zor daldığım uykudan uyanmak. Anılarla girdiğim savaştan bir baş ağrısı kalıyor sabahlara, savaş ganimeti olarak. İşte b&ouml;yle sabahlarda aklıma ka&ccedil;ıp gitmek geliyor, heyecanlanıyorum. Hi&ccedil; geri d&ouml;nmemek &uuml;zere binsem bir trene, girsem bir kompartımandan i&ccedil;eri, otursam cam kenarına&hellip; &Ouml;yle dışarıyı seyrede seyrede uykuya dalsam, uyandığım yerde de insem diye d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum. Benim i&ccedil;in hi&ccedil;bir &ouml;nemi olmayan, hi&ccedil; bilmediğim bir istasyonda. Bazen uyguladığım da oluyor bu fikrimi ama ne oluyor nasıl oluyorsa geri d&ouml;n&uuml;yorum. Ne geri getiriyor, ne bağlıyor beni bu şehre hi&ccedil; anlamıyorum. Birka&ccedil; mezardan başka neyim var ki bu şehirde? Emeklilikten sonra işim g&uuml;c&uuml;m de kalmadı zaten.</p>
<p>Yine baş ağrısıyla uyandığım bir sabah aynı fikirle &ccedil;ıktım evden. &Ouml;nceleri hızlı hızlı y&uuml;r&uuml;yerek sonraları koşarak gittim istasyona ve bindim trene, hemen cam kenarındaki yerimi aldım. &Ouml;yle bir uykuya dalmışım ki indiğim istasyonu bile fark etmeyip kendimi sahilde y&uuml;r&uuml;rken buldum. Bulunduğum yeri inceleye inceleye y&uuml;r&uuml;meye devam ettim. Balık&ccedil;ı kasabasıydı burası, hemen anladım. Ne de olsa gen&ccedil;liğim b&ouml;yle bir kasabada ge&ccedil;mişti. Bir pansiyon bulup eşyalarımı bıraktım. Keskin balık kokusu kaldığım odaya kadar geliyordu. Balkona &ccedil;ıkıp dışarı baktım, denize, martılara ve ufka. Akşam yemeğine bir şeyler almak i&ccedil;in dışarı attım kendimi. Bir k&uuml;&ccedil;&uuml;k rakı yanına biraz balık ardına biraz helva iyi giderdi bu balkonda.</p>
<p>B&ouml;yle sahil kasabalarının havası dizlerime pek iyi gelmiyordu ama yine de baş ağrıma yeğ tutardım diz ağrımı. En k&uuml;&ccedil;&uuml;k sokağına varıncaya kadar dolaştım kasabanın her yanını. Ancak istasyonu g&ouml;remiyordum. Herhalde dedim istasyondan buraya bir vasıtayla geldim. Kasabanın ilk g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m yerine, sahiline vardığım zaman diz ağrım iyice şiddetlenmişti. Geride kalan elli yılın yorgun adımlarıyla y&uuml;r&uuml;rken ileride bankta oturan bir gen&ccedil; g&ouml;rd&uuml;m, sevindim. Hem oturacak bir yer bulmuştum hem de istasyonu soracak birini. Hemen oturdum yanına ancak muhabbete girmem oturmam kadar hızlı olmadı. Bug&uuml;ne kadar işim gereği tanımadığım binlerce kişiyle konuşmuş olmama rağmen hala &uuml;zerimden atamadığım bir &ccedil;ekingenlik vardır. Bir sigara yakmak iyi bir fikir gibi geldi. Sigara i&ccedil;me fikrini değerlendiriyordum &ccedil;&uuml;nk&uuml; g&uuml;nde beş tane i&ccedil;meye karar vermiştim. Hakkımı kullanırken iyi d&uuml;ş&uuml;nmem gerekirdi. Ağır ağır sigaramı t&uuml;ketirken genci incelemeye başladım. Yirmili yaşlardaydı, tıpkı baş ağrılarımın başladığında benim de olduğum gibi. Ama aslında yaşından, şeklinden, kıyafetlerinden &ccedil;ok yaptığı iş ilgimi &ccedil;ekti. Elinde bir simit martıları besliyordu. Bu &ccedil;ok normaldi ancak kendi simitten hi&ccedil; yemiyor sadece martılara atıyordu. Sigaram bitmişti ve artık konuşmaya girmenin vakti gelmişti.</p>
<p>Hem muhabbete başlamak hem de merakımı gidermek i&ccedil;in &ldquo;simidi niye sadece onlara atıyorsun, &ccedil;ok mu seviyorsun onları?&rdquo; diye sordum. Hi&ccedil; başını &ccedil;evirmeden ve yaptığı işe ara vermeden kısık bir sesle &ldquo;pek ondan değil&rdquo; dedi. Bu cevap bende iyice merak uyandırmıştı ve &ldquo;peki ya o zaman?&rdquo; diye &uuml;steledim. Simit atmayı kesti, başını bana doğru &ccedil;evirdi. Bir s&uuml;re &ouml;ylece baktı. Bir an sonra konuşmaya başladı. &ldquo;Bir zamanlar birisi vardı, onunla hemen hemen her g&uuml;n bu banka gelir simit yerdik. O gittikten sonra bir s&uuml;re bu bankın &ouml;n&uuml;nden ge&ccedil;emez, simit yiyemez oldum. Sonra bir g&uuml;n kendimi bu bankta martılara simit atarken buldum. Ertesi g&uuml;n yine, daha ertesi g&uuml;n yine&hellip;&rdquo; dediğinde g&ouml;zleri dolu doluydu. Her ayrılık beni h&uuml;z&uuml;nlendirirdi ve bu da sigara i&ccedil;mek i&ccedil;in iyi bir sebepti. Hemen bir sigara yaktım ve ekledim &ldquo; neden yemiyorsun da martılara atıyorsun?&rdquo; diye. Bir sigara istedi, uzattım. &ldquo;O kadar &ccedil;ok &ouml;zl&uuml;yorum ki onu her susam tanesi aklıma onsuzluğu getiriyor. Bende bu y&uuml;zden simidi martılara atıyorum, susamları yiyip onsuzluğu benden &ccedil;ok uzaklara u&ccedil;urmaları i&ccedil;in.&rdquo; dediğinde yaşlar artık g&ouml;z&uuml;nden aşağı s&uuml;z&uuml;l&uuml;yordu. Y&uuml;z&uuml;mde acı bir tebess&uuml;m oluştu. Gencin y&uuml;z&uuml;ne bakamıyordum artık, başımı &ouml;ne eğdim. Elimde yarım bir simit g&ouml;rd&uuml;m, şaşkınlıkla hemen gence doğru baktım ama kimse yoktu. Sonra &uuml;zerimdeki kıyafetleri fark ettim, o gencin kıyafetleriydi. Bir an i&ccedil;in dondum kaldım ve elimdeki simidi martılara attım. Susamları yiyip onsuzluğu benden &ccedil;ok uzaklara u&ccedil;urmaları i&ccedil;in. Simit bitince ayağa kalktım, yaşadığım yirmi yılın en g&uuml;zel şeyini d&uuml;ş&uuml;nerek, arkamdan gelen onsuzluğa aldırmadan y&uuml;r&uuml;meye devam ettim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://can.pirasoglu.com/onsuz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
