Ağu 01 2009
ev
Anahtarı çevirip içeri girince her şeyi aynı şekilde bulacağımı hissediyordum. Daha doğrusu umuyordum fazla da inanmadan. Kapıyı açınca çok geçmeden gerçekle yüzleştim. Artık karşımda duran hatırımda kalan ev değil onun kırıntısıydı adeta. Dedikleri gibi evi çoktan boşaltmışlar, bana da sadece giden eşyaların duvardaki izleri kalmıştı geriye. Oysa iki gün önce söylemişlerdi evi boşaltacaklarını, benim de gelip kendi eşyalarımı almamı. Demek bu kadar kolaydı otuz senedir yaşanan bir evi bu kadar çabuk boşaltmak. Suçlamamak lazım aslında onları. Beş sene önce benim de gidişim bir bu kadar kolay olmuştu.
Elimi boş duvarlara sürerek ağır ağır yürüdüm. O kadar garip geliyordu ki bu evi böyle boş görmek. Duvardaki saatin izine dokundum, artık zaman yoktu bu evde. Mutfak kapısından eğilip baktım, annemin hamurlu ellerini, hoş geldin diyen bakışlarını gördüm, fırındaki böreğin kokusunu duydum. Salona geçince babamı her zamanki köşesinde kestirirken gördüm. Görmek istedim, aslında ne kadar da boştu bu ev, ne insanlar ne eşyalar kalmıştı geriye. Yıllarımı geçirdiğim bu evde her şey sanki oradaymış gibi hatırımdaydı, sadece hatırımda. Salondan balkona geçtim. Uzaktayken bu balkonda kahve içmeyi ne çok özledim. Günün ilk kahvesini, acı ama ayıltıcı. Gerçi neleri özlemedim ki uzaktayken. Kendimi özledim en çok. Şehrimdeki kendimi, sevdiklerimin, sevdiğimin yanındaki kendimi. Bulamayacağımdan dönmedim geriye ama bir gün döndüğümde bulmaya bu kadar uzak olacağımı hiç tahmin etmedim.
Ürkek adımlarla yaklaştım odama, yaklaştıkça içimdeki tedirginlik arttı. Korktum yine boş duvarlarla karşılaşmaktan. Ne kadar ağırdan da alsam açacaktım bu kapıyı eninde sonunda ve bu eve gelmeye karar verdiğimdeki gibi boyun eğerek kaderime açtım kapıyı. Kapıyı açmadan önceki korku kadar kuvvetliydi yaşadığım şaşkınlık. Bu evde eksik olan her şey bu odadaydı sanki. Her şey yerli yerinde, eşyalar, kitaplar. Sanırsın beş sene önce değil de sabah çıkmışım odadan.
Yalnızca biraz ses lazım odaya, bu eve. Bıraktığım yerinden alıp radyoyu açtım umursamadan ne çaldığını. Ağır havayı soludum tebessümle. Usulca camın önündeki koltuğa oturdum. Odanın her bir santimini gözden geçirdim, beş senenin yarattığı bir fark aradım, bulamadım. Tutunamayanlar’ı aldım bıraktığım yerinden. İçinden o fotoğraf düştü. Hani ilk çektirdiğimiz, sen beni henüz değiştirmeden. Arkasına seni kızdıran, yüklenme kendine bu kadar dedirten umutsuz bir not düştüğüm fotoğraf. Bir sigara yaktım usulca ve aynı sükûnetle fotoğrafı yerden alıp baktım. Fotoğrafına bakarken fotoğraf oldum, dondum kaldım. Radyoda çalan şarkı dondu, gözümdeki yaş dondu, elimdeki sigaram dondu, tütmedi daha fazla, olan dumanı da havada asılı kaldı. Fotoğrafına bakarken fotoğraf oldum, yaşamadım daha fazla. Yaşamadık.
hikayeler güzel ama hikayeden çok bir anekdot hissi veriyor, dah auzun şeyler yazman gerekiyor. yoksa sadece belirli anlarda beliren kısa hisleri anlatmanın ötesine gecemezsin. bir andaki hissileri geçip, onların ötesinde bir hikaye anlatmalısın, bu tarzda sadece küçük degilerde tek sayfalık yer dolduran yazılar olur, sdece yazdıkların.